18 Şubat 2011 Cuma

gitmeden önce-7

aynı tekrarlar, bildik geri dönüşler ve aynı tutunamayışlar; neresinden tutsan elinde kalan bozguna yazgılı girişimler...bazen bu öykünün devam etmesindeki anlamsızlık dayanabilirlik sınırlarını zorlarken geçmiş ve gelecek  olanca belirsizliğiyle üstüme çörekleniyor bu boğucu iklime bataklığı andıran bir sosyal çevrede eklenince beliren resim büsbütün iğrençleşiyor...oysa elimi uzatsam tutabileceğim bir zaman önce hangi düşlerle hasbihal ediyorduk;

                                 akintiyakarsiakintininicinde
Edvard Munch,The Sick Child, 1896
                   "Gökyüzü! Aşk! Özgürlük! Bu ne düştür,
                                                                      hey çılgın çocuk,
                     Kora düşmüş kar gibi eritip bitirmiş seni!
                     Gördüğün büyük hayallerle dilin tutuk..
                     Ve korkunç sonsuzluk ürkütmüş mavi gözlerini!"

                                                   Arthur Rimbaud 'Ofelya' Şiirinden

hepsi geldi geçti geriye kalansa bu anlamsız öyküye mahkumiyetimdi............

5 Şubat 2011 Cumartesi

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ

Do Not Be Afraid-Mike Wong Joon Fong

BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ
 
Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
- uykusuzluğun sütlü inciri -

kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

 Cemal Süreya