25 Eylül 2010 Cumartesi

gitmeden önce-4


Hangi uzak yarlarda ya da hangi uzak göklerde
Kurban edildi gözlerindeki ateş?
Hangi kanatlar erişebilir ona?
Hangi el kavrayabilir ateşi?

Ve hangi güç ve hangi beceri
Bükebilirdi kaslarını yüreğinin?
Ve, yüreğin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el ve hangi dehşetli ayaklar? 


WILLIAM BLAKE


her gece başını yastığa koyduğunda bir sonraki günün bütün ayrıntılarıyla gözünün önüne geldiği bir cendere de sıkışıp kalmışsın!aynılıklar ve tekrarlar hepsi bundan ibaret ve sen yaşadığını iddia ediyorsun!bildik öyküler dahilinde savruluyorsun ucuz kahramanların bağrış çağrışı içinde kaybolup gitmeyi dilemediğin tek bir an bile yok ve sen yaşıyorsun bu rezil kurgunun içinde sende kendine düşen pespaye role canla başla sarılmaktasın ki vaktin dolana kadar çarkta monte edildiğin yer boş kalmasın ucuz yanılsamalarla daha ne kadar gerçeği ıskalamaya devam edeceksin??
     
akintiyakarsiakintininicinde

15 Eylül 2010 Çarşamba

Erlkönig

 

Erlkönig 

Wer reitet so spät durch Nacht und Wind?
Es ist der Vater mit seinem Kind;
Er hat den Knaben wohl in dem Arm,
Er fasst ihn sicher, er hält ihn warm.

Mein Sohn, was birgst du so bang dein Gesicht? –
Siehst, Vater, du den Erlkönig nicht?
Den Erlenkönig mit Kron' und Schweif? –
Mein Sohn, es ist ein Nebelstreif. –

"Du liebes Kind, komm, geh mit mir!
Gar schöne Spiele spiel' ich mit dir;
Manch bunte Blumen sind an dem Strand;
Meine Mutter hat manch gülden Gewand."

Mein Vater, mein Vater, und hörest du nicht,
Was Erlenkönig mir leise verspricht? –
Sei ruhig, bleibe ruhig, mein Kind!
In dürren Blättern säuselt der Wind. –

"Willst, feiner Knabe, du mit mir gehn?
Meine Töchter sollen dich warten schön;
Meine Töchter führen den nächtlichen Reihn
Und wiegen und tanzen und singen dich ein."

Mein Vater, mein Vater, und siehst du nicht dort
Erlkönigs Töchter am düstern Ort? –
Mein Sohn, mein Sohn, ich seh es genau;
Es scheinen die alten Weiden so grau. –

"Ich liebe dich, mich reizt deine schöne Gestalt;
Und bist du nicht willig, so brauch' ich Gewalt." –
Mein Vater, mein Vater, jetzt fasst er mich an!
Erlkönig hat mir ein Leids getan! –

Dem Vater grauset's, er reitet geschwind,
Er hält in Armen das ächzende Kind,
Erreicht den Hof mit Mühe und Not;
In seinen Armen das Kind war tot.
Johann Wolfgang Goethe  (1749 - 1832)



14 Eylül 2010 Salı

gerçeği söyleyebilmeye dair

"İbrahim'in yaptığı herşeyi şanlı kılan geleneksel bir "büyük adam" olma hakkının bulunması ve aynı şeyi bir başkası yaptığında bunun günah , iğrenç bir günah sayılması mıdır?Bu durumda ben böylesine pervasız bir övgüye katılmak istemezdim.Eğer iman kişinin oğlunu katletmesini mübarek kılmıyorsa, bırakın aynı mahkumiyet kararı, herkese olduğu gibi İbrahim'e de çıkarılsın.Eğer kişinin bir düşünceyi başından sonuna dek taşıyacak ve İbrahim'in bir katil olduğunu söyleyecek cesareti yoksa, hak edilmiş övgüler üzerinde zaman yitireceğine bu cesareti kazansın daha iyidir.İbrahim'in yaptığının ahlaki ifadesi şudur:O İshak'ı katledecekti...."

 Søren Kierkegaard, Diyalektik Lirik'ten

insanlara istediğin kadar gerçeği göster görmek istemeyeceklerdir, onlar sadece inandıkları ve görmek istedikleri sanrılarla yetinmeyi daha makbul sayacaklardır..bunun umudun içerdiği  yanılsama kadar değeri yoktur insanlar boktan bir hiçliğe değerler adına sahip çıkarlar ve algılayamadıkları gerçeği umursamadan ölüp giderler vs vs...

akintiyakarsiakintininicinde

11 Eylül 2010 Cumartesi

alınlarında toğrağın işaretini taşıyanlar

"savaşı lanetleyenlerdir bu ışıkta
çarpışmak için seçilmiş olanlar.
onlar serperler tohumları 
dünyanın ölü tarlalarına,
bütün bir yaz boyunca
ateş hatlarında yatarlar,
onlar bağlar bizim için ,
ekin demetlerini
ve rüzgarın şehitleri olurlar..."
              
Original abstract art by Theo Dapore
many of the paintings are large and triptych (3 canvas sectionals)
onlar giderken alınlarında toğrağın işaretini taşıyanlar, umudu gerçek kılmak için yaşama tutunanlardı..
ki bezirganların saltanatında onlara yer yoktu.alınterinin erdemine inanmış ve emeğin gücüne inanan insanlar duygu ve inanç tüccarları için basit bir istatistikten ibaretti.yok edilmesi gereken bir istatistik..

 akintiyakarsiakintininicinde

8 Eylül 2010 Çarşamba

eylül-inadına umut

"Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar."
edip cansever
yine eylül yine hüzün yine nefret yine gözyaşı 'büyük umutların' üzerinden tanklar geçeli çok olmuş  bu kezde küçük kasaba bezirganları ezip geçmeye niyetli..ihtiraslarında sınır tanımıyorlar herşeyi kullanabilirler kullanım süresi dolana kadar!bu acınası tür küçük sanrılarının peşinde ucuz birer piyon olsalar da zulmetmekte sınır tanımıyorlar..tanrı bezirganların saltanatından tüm güzel insanları korusun...

akintiyakarsiakintininicinde

4 Eylül 2010 Cumartesi

kendisini düzen diye adlandıaran şey yalandan ibaretti

biri gidip diğeri geliyordu hesapta ama değişen sadece siluetlerdi..onlara yer değiştirten güçse hep ordaydı "çünkü,tuzakların hala varlıklarını korudukları yer doğal olarak burasıydı.yeni liberal toplumun düzeni kontrol aygıtlarını tam da buraya -sözleşme,mülkiyet arzusu ,bunların yarattığı çalışma dürtüsü-,kabul edilmiş 'gönüllü' ilişki sahtekarlığı altında hiyerarşileri ve eşitsizlikleri kontrol eden ve kalıcılıklarını sağlayan bu yere yerleştirmişti.gizlilik içinde çalışan iktidar buradaydı."kendisini  düzen diye adlandıaran şey yalandan ibaretti; karannlığın yüreğine giden yol bu tıuzak farkedildiğinde görünürt oluyordu.oysa eşitler arasındla daha eşit! olanların gözünde köylüler, işçiler sıcak günerşin altında ter dökenler sadece sessizliği hakediyorlardı.sessizliği hakedenlerin çığlığı fırtınaya dönüşmek için daha neyi bekliyor olabilirdi bugün değilse ne zaman bunca zulme haksızlığa horgörüye başkaldıracaktı.umudun yanılsamadan ibaret olduğunu daha ne kadar görmezden gelecekti.oysa hayat ellerimizdeydi ruhumuzda...yeni günün şafağının habercisi içimizdeydi............... 

akintiyakarsiakintininicinde

3 Eylül 2010 Cuma

Yalnızca rüzgâr zaman ve sesle

 yalan, çarpıtma ve ikiyüzlülükten oluşan bir zihin dünyası..
 heryerde ve herkesin içinde , çöreklenmiş vahşi bir hayvan gibi hazır ve nazır  bekliyor.
 onlarsız kendinde bir eksiklik hissediyor yurdum insanı!!
 haritası kanla yıkanırken bu delik deşik coğrafyanın insanları ,imkansız 
 zaferlerin peşinde evrimi tersyüz ediyor.sanrılar gerçekliğin yerini alırken olası varoluşlarda
 hiçliğe terkediliyor...
akintiyakarsiakintininicinde
 
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran 
artık hiçbir yerde kaydım yok 
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde 
sayı fazlasıyım altın kentlerde 
ve yeşeren taşra yörelerinde. 

Vazgeçilmişim çoktan 
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım. 

Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sesle 
 ben insanlar arasında yaşayamayan.. 
 Ingeborg Bachmann  Sürgün Şiirinden
 

2 Eylül 2010 Perşembe

"bulabilseydim sözcükleri,"

...........................................................
Büyük izler bırakan bir zamanda
Çabuk gitmelidir insan
Bir ışıktan ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına
Gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte
Odak noktası alınan ise, gece alabildiğine açık
Dağlardan göller,
Göllerin içinde dağlar görünür
Ve bulutların arasında çalar
Birinin dünyasının çanları
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
Bana yasaklanmıştır…

Bir Cuma günü oldu
Oruçluydum yaşamım adına
Havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
Ve kılçıklar saplanmıştı damağıma
O sırada bir yüzük çıkardım
Açılan balığın içinden
Doğumumda gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim…

Ah!.. Keşke korkmasaydım ölümden!..
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım)
Dikenler olmasaydı yüreğimde
(güneşi vurabilseydim)
Olmasaydı ağzımda bu susamışlık
(vahşi suları içmeseydim)
Açmasaydım kirpiklerimi
(sicimi görmeseydim)

Gökyüzü mü çekip götürdükleri?..
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
Çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
Çoktan yatardım
Gecenin olmamı istediği yerde
Daha kabartmadan burun deliklerini
Ve ayağını kaldırmadan
Yeni darbeler için, hep peşinde
Yeni darbelerin
Hep gece.
Ve gün, hiç yok… 
Curriculum Vitae'den Ingeborg Bachmann